Çelişkiler, Burjuvazi, Sanat (Modernden Postmoderne Sanat)

Mehmet Yılmaz’ın kaleme aldığı “Modernden Postmoderne Sanat” adlı kitaptan kesitler ve naçizane biraz da kendi fikirlerimi aktardığım yazı dizisi. (3)

Modernizmin sanattaki yansıması benim anladığım kadarıyla olmazsa olmaz bir çelişkiyi yanında getiriyor. Çünkü modernizm zaten doğası gereği kendisiyle çelişmeye mahkum görünüyor, yani modernizmin var olabilmesi için sürekli bir kendini eleştiri, sorgulama, oluşum ve başa dönüp süreci yeniden başlatmaya, bu kimlik ve varolma sürecinde kendisiyle çatışmaya ihtiyacı vardır. Modernizm kendini acımasızca eleştirip, eskitip, yeniden inşaa eder. Bu döngü var olduğu sürece modernizm, modernlik ve modern sanat varlığını devam ettirebilir.

Modernizm hareketi içerisinde bazı sanatçıların doğrudan bazılarınınsa dolaylı olarak modernizm ve modernleşme düşüncesine karşı çıktıklarını söylüyor Mehmet Yılmaz kitabında. İmgelemin özgürce hareket etmesine ve yaratıcılığa gerçekten de engel olabilecek olan “bilimsel akıl, nesnellik ve sanayileşme“ye “gerçeklik, doğruluk” adına katı bir şekilde saplanıp kalmayıp, ‘sezgi, coşku ve imgelemiş özgür oyunu’ adına idealist ve öznel eğilimlere yönelmiş olduklarını ifade eder ve ardından da sorar:

Peki, modernlik karşıtı bu tavrı, aynı zamanda ‘burjuva değerleri reddetme’ eğilimi olarak da görebilir miyiz.

Mehmet Yılmaz, Modernden Postmoderne Sanat

Sömürgeci iktidarlar, tutucu galeriler ve akademilere karşın sanatçıları destekleyen ve eserleri pazarlayan özel galeriler ve satın alan yine burjuvazi değil midir? diye yine sormaktadır.

Ve sonuç olarak önemli olan ‘sanat’tı der, sanat için sanat. Bunun siyasi anlamını ise şu şekilde açıklar:

Sanat yüzyıllardır Kilise ve soyluların elinde, egemenliğin sürdürülmesi açısından önemli bir siyasal araç olagelmişti ve onların bu araçtan mahrum bırakılması gerekiyordu. Burjuvazinin varlığını gerçekten tehlikeye atmamak koşuluyla ahlaki, siyasi ve estetik eleştiri, hatta saldırı serbestti.

Mehmet Yılmaz, Modernden Postmoderne Sanat

Ve bu, aslında sanatçının altın kafese kapatılması olarak yer bulur. Fakat sanatçı çaresizce burjuvazi ile yaşamaya tercih etmek zorundadır.

19. yüzyıl koşullarında burjuvazi, soylular ve kilise çevresi ile iktidar mücadelesindedir ve bu esnada sanatçılar korumasız ve yalnız kalmışlar, siparişleri kesilmiştir. Böylece kendi içlerinden gelen konulara yönelmişlerdir. Aslında o dönemde toplumun alt ve orta sınıfının yüz yüze olduğu açlık ve sefaletle sanatçılar da yüz yüze gelmişlerdi.

Tabii ki kitapta geçen ve çok da hoşuma giden bir ifadeyi de paylaşmak istiyorum sizlerle; Nietzche’ye (1884-1900) göre: “Sanat bize ‘şeylerin üzerinde bir özgürlük’, kendimizi ‘gerçeklik’ten kurtarma, ‘gerçekliği’ kendi estetik kahkaha ve oyunlarımızla bağlantısız bir şey olarak görme yeteneği verir”. Nietzche bunu söylerken aslımda sanatçıyı çok da yüceltmiyor anladığım kadarıyla çünkü sanatçının entellektüel olarak hafiflikler olduğunu, hayatı boyunca yeniyetme ya da çocuk olarak kaldığını, hakikat duygusunun eksik olduğunu falan da söylemiş. Oysa ki biraz zaman önce Kant sanatçıyı yüceltmiş, baya da dahi olarak tanımlamıştı. Sanatçı neydi? Sanat niye vardı? Akıl mı bilim mi, duygu mu sezgi mi imgelem mi? Özgürlük mü dünyaya uyum mu? Lise yıllarımdan beri sorulan soru işte sanatçının karşısındaydı ‘sanat için sanat’ mı, ‘toplum için sanat’ mı… of of of sanatçının aklında deli sorular varken bir de fotoğraf giriyor ‘kadraj’a. Eyvah, hiç yeteneği olmayanlar da imge üretiyor artık. Öyleyse, daha da yeniyi üretmek gereklidir.

Eşitsizlik, sermaye düzeni, bu düzeni yıkma peşinde olan sosyalist ve anarşist hareketler ve bu hareketlerin önerdiği emekçiler lehine kurulacak olan yeni toplumsal düzen ve bunun sonucunda sanatçıların yeni konumu… Marx’ın (1818-1883) önerdiği gibi özel mülkiyetlerin ortadan kalmasıyla sanat üretmek de diğer üretimlerden temel olarak farkı kalmayacağına inanılıyordu. Bu yeni düzende, yaratıcılık sanatçıların elindeki bir ayrıcalık olmaktan çıkarken herkes içindeki yaratıcı gücü keşfetme fırsatı bulacaktı. Oysaki gerçek sanatçılık Mehmet Yılmaz’ın kitabında geçen tam ifadeyle “özel bir duyuş ve yetenek isteyen yüce bir uğraştı.”

Burjuvazi ise her alanda yeniyi, yeniliği, değişimi destekliyordu o sırada. Ve yenilik için eleştiriyi kışkırtıyordu. Bu noktada Fransız galerici Poul Durand-Ruel’in (1831-1922) piyasa etkisinden söz ediyor Mehmet Hoca. Potansiyeli gören galericimiz Mösyö Poul 1870’te Londra ve 1888’de New Yorksta şubeler açarak Courbet, Manet, Monet, Renoir, Sisley, Degas ve Cezanne gibi sanatçıları pazarlamaya başlamış ve sanat piyasası böylece modernler lehine dönmüş. Benim anladığım her şeye rağmen sanatı dönüştüren yine de özgür sanatçılar olmuş ve modern sanat kozmopolit kent kültürünün bir ürünüymüş. Ve tabii bu kent kültürünü yaratan da burjuvazi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s