Yerçekimsiz ortamda bilmem kaçıncı gün

Tam bilmem kaç gün oldu. Halsizlik ile başlayan ilk günden beri bir gün kaybolup ertesi gün yeniden ortaya çıkarak geçen bilmem kaç gün. On saat uyuyup hala uykuya doymama, baş dönmesi, dilimin dolanması, uyuşmuşluk, sanki yerçekimi kaybolmuş ve ben örneğin yürüyorsam yürümüyorum, yatıyorsam havadayım hissi falan…

Gölgeler

Hiç birimiz bencil, cimri, öz-güvensiz, sıkıcı, çok bilmiş, kaba, ukala, kötü, görgüsüz, bilinçsiz, aptal, yetersiz, bayağı, geveze, dedikoducu, acımasız gibi niteliklere sahip olmak istemeyiz. Ama sahibizdir.

Ana gibi yar baba gibi diyar olmaz…

Kahramandır baba… Sığındığımız liman, her daim arkamızda hissettiğimiz güçlü nefes, varlığının yettiği heybettir baba. Kökleri toprağın altında sapasağlam bir ağaç gibidir. Rüzgâr, fırtına, yağmur, sel, her koşulda ayaktadır, seni de kuşatır, korur, kollar. Kız çocuğunun tanıdığı ilk erkektir, ilk aşktır. Erkek çocuğunun ise olmak istediğidir, idealdir… Babamdan öğrendim: Yüzmeyi babamdan öğrendim. Ne kadar korksam da…

Anne

Anne. Anne dediğimde aklıma gelen ilk şey hiçbir karşılık beklemeden, sadece vermektir. Bebeğini kucağına almadan başlar anne vermeye. Kanından verir, can getirir dünyaya, canıyla besler, insan yaratır. Ana olmak hayat verdiği canda var olmak, bu dünyadan gitse de var olmaya devam etmektir. Yakın zamanda okuduğum bir makale beni çok etkilemişti, Chicago’da yaşayan Türk genetikçi Hande…